415 Okunma

Cümle Peysaj

1

Cümle Peysaj

yosun kaplı duvarlarından karanlık suların indiği bir mağara bu

mevlana’nın Fil’i çıksa şaşırmazsın

ya da bir uçak çıksa hangar misali ben şaşırmam

ama tam o sırada öbür ucundan bir vapur kalkınca herkes şaşırıyor

demek ki Büyükada’nın  iskele açısından en verimli sahilindesin

sağımdan saat kulesi yönünden bütün ada toplanmış yüzüme akıyor

belli ki fuzuli iskeleleri linç edeceklerdi

ama yoluna çıkan kiliselerden birine takılan ada

geniş bir takla ile İstanbul’un en yakın sahiline serildi

bu takla en çok asıl iskeleye yaradı

her gece deniz kızlarını görme hayali ile

çok eski bir zamanının aktığı bu tenha sularda

batık kalyon parçalarına tutunan yaşlı forsalarla beraber ölümü bekleyebilirdi

bu eski zaman içinde deniz sersem ve ufuk hayalidir

sessiz fondaki cümle mahlukat  mevcut ve mümkünün hükmü altındayken

kerteriz maksatlı olduğunu çok sonra anlayacağın  bir ada bile düşünülmüştür

yoksa güneş her gün milimetrik olarak nerden batacağını haşa ne bilsin ?

neandros’un zati sade buna bağlı iken kuru sıfatı mı bize kalan ?

sonra evrenin bu son uhrevi kalesinin girişini bulsan ne olur ?

isli dehlizlerinin duvarlarına kırmızı bir ruj ile

dolor non me interficere me facit fortior” yazmıştır bile sosyete

fiberi bol, metali parlak, direği uzun tekneleri ile

ağustos böceklerini takip ederek buralara kadar gelirler

nasibidir ki;

bir adımlık kayalıkta bin yıl geçirmiştir

bu denizin en yeni müdavimi

bense ancak motor tarifesi marifetiyle en fazla yarım saat bakabilirim denize

taşlı kıyısında bekleyen ihtiyarın sakalının teli demir

taşlarının arasından gezinen suları ölü

ve geceleri köpükler halinde kaynayan sahili zehirdendir

bunun dışında Kronos’un eteğinde oturuyormuş gibi sakincedir her şey

poseidon’un asası da hala orada bir yerlerdedir,  uyusan veya gözünü kırpsan bulursun

ama sahilde deniz köpekleri hiç susmamaktadır, uyuyamazsın

çünkü delisi de inatçıdır denizin, balığı, kuşu gibi

her gece asayı bulamayasın diye ürpertici bir tiyatro

sahil delisinin başrolünde ay ile başlayıp

köpek seyircilerin karşısında güneş ile biter

ve yine uyuyamazsın

sonra suların içinde nazik bir durgunluk gezintiye çıkar

o zaman anlarsın ki ani bir heyulaya hazırlıktır her şey

onun sıkıntısındadır cümle peyzaj

tam o zaman dalarsan çıldıracak, bakmazsan öleceksindir

sonrasız tüm bu ilk adım mümkündür elbette

ama o uhreviyatın cümle hikmeti bu mudur şu alemde ?

sonra eski bir Rum Evinin otelleşen tavan arasından

geçen yüzyılın tahta oyuncakları hafızama dökülür

sonra da bin yıldır kokmuş pastel bir mavi ölüsü

sonra vaktiyle düştüğüm dut geçer yanımdan

ardında bütün Tepeköy’ü ikiye bölen Çarkıfelek Sokağının asfaltı

peşinde asfalta gömülmüş parke taşları

ortalığa saçılansa upuzun bacaklı

gölgesi zayıf sokak kedilerinin kapıştığı balık kafası

bin yıllık buzul çağından çıkmış

uzun tüylü atların meydanda toplanmasıyla ezilmekte

sana göre gereksiz uzun ve  tevekküllü servilerinin hayırsız gayreti bu

serviye  göreyse insanlık onun şahsi gayretinden neşet ediyor

kocaman, eski bir terzi makasının alnına saplanacağı hissi hala peşimde

kızıl bir akşamın ruhban okulunun üstüne devrilmesinin illiyeti nedir ?

sersemliğimin aklımın derin limanlarında demirli olmasından mütevellit

ilk kez sıyrılıyorum alemin derin sorularından

abartılmış bir sonbahar hala yaklaşıyor

iyi de Yağmur dondurman neden eriyor ?

iki damla karamel daha düştü çenemize

iskelenin boyunsuz ürkek yaşlıları ile göz göze cümle mahlukat.

katarakt, ürkek, ölümlü

onlardan yayılan parafin kokusundan kumrular ölürken

sahilin bu en alkollü tentelerinin etrafında

sersem oldukları kadar telaşlı

sessiz oldukları kadar günahkar

mavi kırlangıçlar pike yapmakta

söyleyin Yani Usta’ya çıkmasın bu gün dışarıya

benim  gözüm Ayayorgi’de

papaz efendi bir şey söyle

çanın geçiyor tepemden

senin rabbinden zangoç kalmadı şimdilerde

ikonalarından bozuk paralar dökülüyor

üstelik tütsü de döküldü eteğine

onu da boş ver de

son orman da yanıyordur şimdilerde

yetimhanenin yüzsüz tepesinde

çok görüp geçiren sensin ulu aesculus

söyle öyleyse Yalçın nerede ?

acele binmiş vapura

tevekkeli, adap erkan evde kalmış

kalabalık şehrin, dar sokaklarının, arsız evlatları

bira eşliğinde güneşlenirken yangını seyrediyorlar

meğer rabbim ondan vermiş rüzgarı

ya da bir bildiği varmış tabiatın

çabuk tükenecek ağaçlar

hoş geldi nihayet

son bu har

SOSYAL MEDYA"DA PAYLAŞ:

1 Yorum

  1. Cok farkli ve guzel bir bakis açisi . Yazar ayni anda dunyanin dengesini ve bunun farkinda
    Olmayan bizleri ve bizim icinde bulundugumuz
    Dunyayi anlamadan hayatimizi nasil tukettigimizi anlatiyor.

    Yazinin icinde dogusu ve bu dogusa bagli olarak
    Isanlarin hayatlarini 4 mevsim gibi tasfir etmis
    Gizli mesajlarla bunu cok guzel dile getirmis tebrikler

Yorum Yap

Ezazul